|
Yalçın
sözlerine; “Anadolu Selçukluları döneminde Orta Asya
göçleriyle gezgin sirk sanatçılarının da guruplar halinde
Anadolu’ya geldiği, göç yollarındaki kervanlarda,
hangahlarda, düğünlerde ve pazar yerlerinde atlarla ve
develerle akrobasi gösterilerinin yapıldığı, canbazların
ip gerip değişik hüner gösterileri yaptığı,
maskarabazların ve madrabazların taklitler yapıp halkı
güldürdüğü, destancıların, nakkalların ve dengbejlerin
anlattığı hikayelere kuklalar, gölge oyunları, müzik ve
atraksiyon unsurlarını da katarak "Körmük" kültürünü
yaşattığı bilinmektedir” diye devam etti.
İstanbul’da
ve tüm sancaklarda 15. yüzyıldan itibaren her yıl en az
25-30 kez tekrarlanan, her gösteride on binlerce insanın
katıldığı, tarihe “Osmanlı Şenlikleri” olarak geçen
kitlesel halk şenlikleri ile dünyada henüz tekrarlanamamış
büyüklükte gösterilerde sirk sanatlarının bolca
kullanıldığını, Osmanlı arşivlerindeki minyatür ve
gravürlerde bu belgelerin görülebileceğini açıkladı.
Osmanlı
şenliklerindeki sirk sanatlarının zenginliğine değinen
Yalçın, sirkin batıdan gelen yabancı bir kültür olarak
algılanmasının büyük bir talihsizlik ve kendi değerlerini
bilmezlik olarak algılanması gerektiğini vurguladı.
Modern
anlamda sirk sanatları tarihi Batıda 250-300 yıllık çok
kısa bir geçmişe sahipken, "Körmük" ismiyle Türk
kültüründe binlerce yıl yaşandığını ifade eden Yalçın,
sirk sanatlarının tarihteki en gelişmiş örneklerinin Uygur
Hotan ayinlerinde sunulan yaradılış efsanelerinin
anlatıldığı kitlesel tiyatro etkinliklerinde
rastlandığını, İskitler, Sakalar ve Hunlar gibi
Proto-Türkler aracılığıyla Roma’yı ve daha sonra Bizans’ı
etkilediğini, Hint Çini ve Güney Asya üzerinden Nil
Mısırına geçen ve Mısır’ın Osmanlı topraklarına katılması
ile birlikte bu kültürün büyük oranda İstanbul’da
birleştiğini belirtti.
19. yüzyılda
donanma ve oyuncu alaylarının kaldırılmasıyla bu kadim
sanatın ustalarının mesleklerini sürdürememesi, sirklerin
öncülleri olan cambazhanelerin sosyoekonomik gelişmelere
ayak uyduramayarak kapanmasıyla Türkiye’de sirk
sanatlarının uzun bir suskunluk dönemine girdiğini
belirten Yalçın, Cumhuriyet tarihi boyunca uluslararası
standartlarda kurulan ilk sirkin 2004 yılında kurulan
Avrasya Sirki olduğunu, Avrasya Sirkinin şu anda üç ayrı
çadır ve toplam 120 kişilik kadrosuyla Türkiye adına
değişik ülkelerde gösteri yapabilecek kapasiteye
ulaştığını, “Harikalar Sirki” adlı gösterilerinin de bu üç
guruptan sadece biri tarafından sunulduğunu açıkladı.
Gösteri
Sanatları Kültür Mirası projeleri kapsamında bu geleneksel
sanatların yeniden canlandırılması için harekete
geçtiklerini belirten
Yalçın,
gösteri sanatlarının somut olmayan kültür mirasımızın
önemli bir bölümünü oluşturduğunu, bu geleneksel
sanatların yaşatılması için üniversitelerde akademik
kurulların oluşturulması ve gerekirse dışarıdan uzmanları
davet ederek çocuklar için ücretsiz eğitim verecek pilot
okullar açılması gerektiğini, ulusal sanat politikaları
oluşturulurken geleneksel gösteri sanatlarının
kültürümüzün vazgeçilmez bir unsuru olarak tanınması
gerektiğini vurguladı.
Bu konuya
duyarlılıklarından ve organizasyona katkılarından dolayı
KKTC Başbakanlığı’na, KKTC Milli Eğitim Bakanlığı’na, TC
Lefkoşa Büyükelçiliği’ne ve Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet
Yalçın Benli’ye ve emeği geçen tüm kişi, kurum ve
kuruluşlara teşekkür eden Servet Yalçın, açıklamasında;
" Unifex
Fuarcılığın girişimleriyle çok uzun zamandır Kıbrıs’tan
davet alıyorduk. Ancak turnelerimizin yoğunluğu nedeniyle
Kıbrıs’a ancak bu yıl gelebildik. İki yıldır bu günü
bekliyoruz. Ben gösterilerimizin Kıbrıs’ta da çok büyük
bir beğeniyle izleneceğini ve çok yoğun bir katılımın
gerçekleşeceğine inanıyorum” dedi.
Bu konuda
toplumun her kesiminden destek bekleyen Servet Yalçın, tüm
Kıbrıslıları ve ada konuklarını hayatları boyunca
anılarında yaşatacakları güzel bir etkinlik için Harikalar
Sirkini izlemeye davet etti.
Sirkin
Gönyeli’de sadece 1 Haziran’a kadar açık kalacağı
bildirildi.
|